Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu (MÖ. 220-MS.300)

Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu (MÖ. 220-MS.300)

‘’Hun’’ sözü Türkçede “insan, halk” anlamına gelmektedir. Hunlarla ilgili ilk bilgiler M.Ö. IV. yüzyıla kadar gitmektedir Hun öncesi kavim olan Hiungnu adına ilk kez M.Ö.318 yılında imzalanan Kuzey Şansi barış anlaşmasında rastlanılmaktadır. Kuruldukları tarih kesin olarak bilinmeyen Hunlar hakkında Çinlilerin verdiği bilgiler M.Ö. I.bin yılın başlarına kadar uzanır.

UYARI : Asya Hunları ile ilgili en eski yazılı belge M.Ö. 318 tarihli Çince yazılmış bir anlaşma metnidir. Bunda Çinin yazılı tarihe Türklerden önce geçmesi ve Türklerin en çok Çinlilerle ilişki içinde olması ve Çinle mücadele etmesi başlıca etkendir. Tarihte Türkler ile Çinliler arasında imzalanan ilk yazılı anlaşma Hunlar zamanında yapılmıştır.Bu nedenle Çin-Türk diplomasi tarihi Hunlar zamanında başlar.Ayrıca bu belge Türk diploması hayatının ilk antlaşmasıdır .

Hun Devleti merkezi Ötüken olmak üzere Orhun Selenga nehirleri çevresinde kurulmuştur.

Ülkenin yönetimi bugünkü Moğolistan’ın batısında, yani Altay bölgesinin Moğolistan’da kalan Gool Mod adlı bölümünde ve Moğolistan’ın merkezinde Noyol-Uul (bugün Noin Ula) adlı kısmında bulunmuştur. Ulanbatur bugünkü Moğolistanın başkentidir.

Hunlar, M.Ö. 3. yy sonlarından itibaren Çin’in Kuzey sınırlarını tehdit eden bir güç unsuru olarak ortaya çıktılar ve 500 sene Orta Asya’da egemenlik kurmuş olan kırsal göçebe kabileler konfederasyonu meydana getirdiler. Haklarında çoğunlukla Çin kaynaklarında bilgi bulunan Hunlara Çinlilerin vermiş olduğu isim Hiungnudur.

Devletin kurucusu ve bilinen ilk hükümdarı(tanhusu)Teoman’dır(M.Ö.220-209). Türk boyları dahil olmak üzere çeşitli gruplar arasında birliği sağlayarak, merkezi bir yönetim kurmuştur.

Teoman Yüeçiler ve Moğol Tunguzlarla savaş yaparak bu savaşlar sonunda Çin topraklarının bir kısmını ele geçirmiştir.Teoman kısa sürede güçlü bir devlet kurarak Çin üzerine seferler düzenleyerek Çin’i baskı altına alır.

UYARI : Hun hükümdarları Tanhu (şanyu) adıyla anılmaktadır. Tanhu sonsuz genişlik anlamında olup hükümdarlıkta Kut anlayışı egemendir.

Çinliler önüne geçemedikleri Hun Türklerinin saldırılarını durdurabilmek için kuzey sınırlarındaki kaleleri surlarla çevirip “Büyük Çin Duvarı” (Çin Seddi)’ni inşa etmek zorunda kalmıştır. Bu duvar M.Ö. 214’te Teoman döneminde tamamlanmıştır. Çin Seddi ‘nin 2200 km uzunluğunda olması bize Türk saldırılarının çok fazla olduğunu ve Çinlileri çok rahatsız ettiğini göstermektedir.Teoman döneminde Çin ile yapılan ve Hun yenilgisiyle sonuçlanan Ordos Savaşı devletin belini bükmüş ve Hunların askeri gücü zayıflamıştır. Ordos Çin tarafından işgal edilmiş ve Teoman tüm obaları toplayıp kuzeye, Halha’ya çekilmiştir.Halha’ya çekilen Hunlar eski düşmanları olan Yüeçilerle sınır olmuşlar ve eşi Teoman’ı Batur Tanrıkut’un’yi Yüeçilere rehin vermek için etkiler. Teoman da zayıflayan devleti Yüeçilerden korumak için Batur Tanrıkut’un Han’ı Yüeçilere rehin verir. Batur Tanrıkut’un, babasının isteğine uyarak Yüeçiler ülkesine gitti Batur Tanrıkut’un, Teoman’ın büyük oğlu ve veliahdı idi . Ancak, üvey annesi Yenşi’nin kendi oğlunun hükümdar olmasını istiyordu. Bu sebepten dolayı Teoman’dan Yüeçilerle savaşa girmesini istemiştir.Savaşı başlatarak Yüeçilere rehin verilen Batur Tanrıkut’un’nin öldürüleceğini ve oğlunun önünde başka engel kalmayacağını düşünmektedir.Fakat Batur Tanrıkut’un’nin bir arkadaşı Hatun’un bu isteğini öğrenir ve Batur Tanrıkut’un’ye haber verir.Batur Tanrıkut’un kendi için hazırlanan tuzağı zamanında öğrendi ve Batur Tanrıkut’un babası, Yüeçiler üzerine sefere çıkmaya hazırlanırken Yüeçilerin elinden kaçarak Halha’ya kaçtı. Oğlunun kaçıp kurtulmasına sevinmiş görünen Teoman, bu durumdan etkilenmiş, Batur Tanrıkut’un’nin emrine on bin atlı vererek, onu ödüllendirmek ve bu olayı unutturmak istemiştir. Batur Tanrıkut’un ise, bu olayı unutmak niyetinde değildi. Babasına karşı bir darbe hazırlığı yapmak için askerlerini katı bir disiplinle yetiştirmeye başladı.

ÇİN SEDDİ

M.Ö. 350 ile M.Ö. 290 yılları arasında Çin topraklarının kuzeyinde, Çin Seddi’nin ilk başlangıcı olarak Çin’in kuzey sınırını sağlamlaştırmak ve korumak amacıyla ilk savunma yapıları inşa edilmiştir.Çin seddinin temeli 20den fazla ayrı ayrı krallık tarafından atılmıştı. Chu, Qi, Yan, Wei, Han, Zhao, Qin Krallıkları birbirinden korumak için sınırlarında ilk setler inşa ettiler.Çin’in ilk İmparatoru Qin Shi Huang M.Ö. 221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirerek uzattı. M.Ö. 3. yüzyıldan M.S. 17. yüzyıla kadar Çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir. Seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan Ming Hanedanı (1368-1644) olmuştur. Günümüze kadar gelen duvarın büyük bir kısmı Ming Hanedanlığı döneminde yapılmıştır.Bu duvar M.Ö.214 te Teoman döneminde tamamlanmıştır. Ming Hanedanlığı döneminde duvar yenilenmiş olup halen dünya harikası olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 2200 km uzunluğunda olup Türklerin çin üzerinde ne kadar etkili olduğunu gösterir.Fakat Çinliler Çin Seddini inşa etmelerine rağmen Hun akınlarını durduramamışlardır. 1987 yılında UNESCO Dünya Mirasları listesine alınmıştır Ayrıca 7 Temmuz 2007 tarihinde Dünyanın Yedi Harikası olarak seçilmiştir.

Çin Seddinin Türkler Üzerindeki Olumlu Etkisi

İşte tam bu noktada yazımızın konusu olan Çin Seddine değinmek gerekecektir.Bahsini ettiğimiz gibi Hun Devrinde Türk akınlarını durdurmak üzere inşa edilen Çin Seddi dağınık halde bulunan millet bilincine erişmemiş Türk boylarını ve akraba kavimleri birbirine yakınlaştırmıştır.Zira Çin Seddi Türkleri Çinlilere karşı moda tabirle ötekileştirmiştir. Araya bir set koymak Çinlilerle Türkler arasındaki farklılıkları daha belirgin hale getirerek,düşmanlığı ve ayrılığı körüklemiştir.Bu noktada şu söylenebilir ki Çin Seddi sadece Çinlileri Türklerden değil Türkleri de Çinlilerden ayırmak suretiyle Türk Tarihine önemli bir hizmet görmüştür.Hatta bu manada bazı bilim adamlarının yorumlarına göre Çin Seddi ,Çin Seddi değil Türk Seddi dir.Zira Türklere daha çok faydası olmuştur.Kendini Çinlilerden farklı hisseden Türk boyları ,Türk kimliği ve millet bilincinde birleşmeye başlamışlar,Çin’e karşı boylar arasındaki işbirliği, işbölümü, dayanışma, beraberlik ,milli şuur ve kardeşlik gibi duyguları gelişmiştir.Çin’e karşı Türkler Türklüklerini kalkan olarak kullanmaya başlamışlar, Türklük onları Çinlileşmekten muhafaza eden bir manevi set olmuştur.Türklük şemsiyesi altında birleşen boyları çok kalabalık Çinli yağmurundan bu şemsiye korumuştur. Çinliler Türk ve Moğolların istilâsından korktuğu için bu seddi yapmışlardır. Bu seddin yapılmasına rağmen Türk ve Moğolların akınlarıyla Çin ülkesi istilâ edilmiştir ve Çinliler yapılan saldırıları engelleyememişlerdir. Çin bu durum karşısında kendi ordularında Türk tazı bir örgütlenmeye gitmiştir.

Hunların Tarihteki Önemi

Hun Devleti, göç etmeyerek Anayurtta kalan

Türklerin tek çatı altında toplanarak kurduğu ilk devlettir.

Türklerin kurduğu ilk teşkilatlı devlet ve bilinen ilk Türk federasyonu Hunlardır.

Hunlar Türk soyundan olan bütün toplulukların ilk kez tek bayrak altında toplandığı dönemdir.İlk Orta Asya siyasal birliği Hunlardır.

Batur Tanrıkut’un Han’ın Babasıyla Mücadelesi

Hun hükümdarı Teoman diğer eşinden olan oğlunu tahta çıkarmak için Batur Tanrıkut’un’yi Yüeçilere rehin olarak gönderir.Batur Tanrıkut’un Han Yüeçilerin elinden kurtularak Hun ülkesine kaçar. Ama Batur Tanrıkut’un Buna razı olmadı ve derhâl bir ordu toplayarak Hun tahtını ele geçirmek üzere yola çıktı. Böylece Türk târihinde ilk defa bu şehzade (prens), devlet uğruna babasıyla taht kavgasına girişiyordu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında da ilk defa Birinci Murâd’ın oğullarından Savcı (Yıldırım Bâyezîd’in ağabeyisi) babasına karşı çıktı; sonra İkinci Bâyezîd’in oğlu Selim (Yavuz) babasıyla taht kavgasına girdi. Kanûnî’nin çok sevdiği eşi Hurrem Sultân kendi oğlu Selîm’i (İkinci Selim) velîahd yapmak isteyince, pâdişâhın öbür oğulları (Mustafa ve Bâyezîd) da babalarına isyan ettiler.Teoman oğlunun cesaretinden etkilenerek emrine 10.000 atlı verir. Batur Tanrıkut’un babasına güvenemediğinden ona karşı darbe hazırlığı yapmaya başlar.Daha sonra pek çok göçebe kavmin kullandığı Çavuş oku adı verilen ıslıklı ok ile askerlerine talim yaptırır.Diğer bir çok devletlerde de kullanılan ıslık çalan okun mucidi Batur Tanrıkut kabul edilir.Çin kaynaklarına göre Batur Tanrıkut’un eğer okunu bir yöne çevirirse emrindeki askerlerin hepsi o hedefe ok atarak onu yok ederdi. Birgün okunu en sevdiği atına çevirdi. Atına ok atmakla tereddüt eden askerlerinin hepsi atılan oklarla öldürüldü. Böylece küçüklükten beri oynadığı okunu hedefe çevirme emirlerinin tartışılmazlığını da perçinledi.Bir gün emrinde demir disiplini ile yetiştirdiği 10 bin askeri varken okunu ava çıkan babasının üzerine çevirdiğinde askerlerinden hiç biri tereddüt etmemişti.Sonunda Batur Tanrıkut’un öz babasını, üvey annesi ve kardeşlerini öldürüp kağan oldu.(M.Ö. 209).

Batur Tanrıkut’un Dönemi (Batur Tanrı Kut) (M.Ö.209-M.Ö.174)

Batur Tanrıkut’un emrindeki askerleri katı bir disiplin içinde eğitti. Hun ordusunun katıldığı bir sürek avında, babasını öldürerek Hunların başına geçti (M. Ö. 209). Hunlaın en parlak devri Batur Tanrıkut’un Han zamanında yaşanmıştır. Batur Tanrıkut’un ıslık çalan oklarla emrindeki 10.000 kişilik orduya talim yaptırmıştır.Islık çalan okun(çavuşoku) mucidi Batur Tanrıkutdır. Diğer devletlerin (Selçuklu, Osmanlı vs.) ordularında da kullanılmıştır.

Batur Tanrıkut’un Han ipek yolu egemenliğini ele geçirerek Hun ekonomisini canlı tutmuştur.Ayrıca Çine yaptığı sürekli akınlarla Çini baskı altına alarak Çini vergiye bağlamış ve gücünün simgesi olarak Çinli bir prensesle evlenmiştir.Bu durum diğer Türk devletleri için bir gelenek haline gelmiş ve Hunlar için bazı olumsuz sonuçlar doğurmuştur.

UYARI : Çinli prenseslerin yanında getirdikleri elçiler ve görevliler Hun ülkesinde serbestçe dolaşıp casusluk yapmaya başlamış ve Hun beylerini birbirine düşürmüşlerdir.Ayrıca hazırladıkları raporları Çin sarayına göndererek Hun ülkesinde yaşanan olaylar hakkında her an bilgilendirmişlerdir..Ayrıca Hunlara bağlı kavimler arasında propaganda yaparak karışıklıklar çıkarıp Hun İmparatorluğunu zayıflatmaya ve bölmeye çalışmışlardır.

Çinle yapılan ticari anlaşmalarla ekonomisini güçlendirmiştir. Bundan sonraki Türk devletleri ile Çin arasında İpek yolu egemenliği için savaşların başlangıcı olmuştur. Çin ile Batur Tanrıkut’un arasında yapılan ticaret anlaşmalarının yapılmasında ipek yolunun etkisi büyüktür.

Hunlar zamanında Çinliler medeniyet bakımından çok ileri bir durumdaydılar. Hem nüfusları ve orduları çok kalabalık, hem medeniyetleri parlak olduğu hâlde Hunlar’la başa çıkamadılar. Bu da gösteriyor ki, Hun başarısının sebebi yalnızca askerî güç değildi. Gerçekten Hunlar teşkilâtçılık ve idare bakımından çok gelişmişlerdi. O sırada Çin’in ayrı ayrı prenslikler hâlinde bulunmasından da faydalanarak, Kuzey Çin’de sık sık iktidarı ele alıyorlardı. Fakat Çinliler’in şehir hayâtına kapılan sınır boyu Türkleri yavaş yavaş Çinlileşiyor. Çinli prenseslerle evlenen Hun hükümdarlarının saraylarında Çin âdet ve gelenekleri yerleşiyordu.

UYARI : Teoman’ın yaptığı bu hareket Türk töresine aykırıydı. Çünkü Türk Töresine göre annesi Türk ve veliaht olan büyük oğul tahta geçmesi gerekiyordu.Töreye uymadığı için Teoman’ın öldürülmesi Hunlarca yadırganmamış ve halk Batur Tanrıkut’un’ye destek vermiştir.

Çin’e yönelen Batur Tanrıkut’un, bu devlet ile üç yıl savaştı.Batur Tanrıkut’un Çin’e yaptığı ilk seferin nedenleri şunlardır:

a) Çin’in kuzeyindeki otlakların Çinlilerce işgal edilmesi ve Hunların bu otlaklardan yararlanamaması,

b)Çin’deki iktidar mücadelesinden yararlanma isteği.(o dönemde Çin’de prensler arasında iç savaşlar yaşanıyordu).

Yapılan ilk seferin sonunda Çin sınırındaki Hun otlakları geri alındı. M.Ö. 187’de yapılan Pai-Teng Savaşında Batur Tanrıkut’un Han Çin İmparatoru Kao-ti’nin 320 bin kişilik ordusunu pusuya düşürürerek yenilgiye uğrattı. Hunlar tarihte ilk kez Turan Taktiğini kullanarak savaşı kazandı ve bundan sonra göçebe Türkler arasında bu taktik bir çok savaşta kullanılmaya başlandı. KaoTi geri çekilerek dağlık kesimde bulunan küçük bir kaleye sığındı.Batur Tanrıkut’un kaleyi 7 gün kuşattı. Diğer taraftan Batur Tanrıkut’un’nin kumandanları ve Çin asıllı olan karısı, kuşatmanın faydasızlığını ve bütün Çin ülkelerini eline geçirse bile Hunların orada yaşayamayacağını söylediler; milli bir siyaset güdülmesini tavsiye ettiler. Batur Tanrıkut’un kuşatmayı gevşetti. Yenilgiye uğrayan Çin Hunlarla anlaşma yapmak zorunda kalmıştı. M.Ö. 200de yapılan anlaşma ile;

a) Çin, kuzeyindeki bozkırları Hunlara verecekti,

b) Çin, Hunlara her yıl vergi vermeyi, yiyecek ve ipek yardımı yapmayı kabul etti.

UYARI : Bu antlaşma, Hunlarla Çinliler arasında uzun yıllar sürecek ticarî ilişkilerin de başlangıcı oldu.Zira Batur Tanrıkut’un Han her seferi sonunda Çinle ticaret anlaşması yaparak ekonomisini canlı tutmayı başarır.

UYARI : Bu savaş Hunların büyük düşmanları olan Çine ya da büyük bir devlete karşı yapmış oldukları ilk başarıdır. Böylece bu savaş Hunların devlet teşkilatı, ordu ve yönetimde güçlü bir konuma geldiğini kanıtlamıştır.

UYARI : Batur Tanrıkut’un Han bütün Çin ülkesini fethedecek gücü olmasına rağmen bu ülkeye yerleşmeyi Türk Milleti için uygun bulmadı. Batur Tanrıkut’un Han’ın böyle düşünmesinin sebebi Çin’in nüfusça çok kalabalık ve topraklarının çok geniş bir alana yayılmış olması sebebiyle kontrolünün güç olmasıdır. Batur Tanrıkut’un Han bu ülkeye yerleşecek Türklerin kalabalık Çin nüfusu içinde Çin kültüründen etkilenip benliklerini kaybederek asimile olmasından çekinmiştir. Bu nedenle Batur Tanrıkut’un Han Çinin yerleşik hayatı ve siyasi etkisinden uzak durmak için bu ülkeye Türkleri yerleştirmemiş ve Çini vergiye bağlayarak kontrol etmeye çalışmıştır. Batur Tanrıkut’un ayrıca kazandığı zaferler sonucu Çinle ticaret anlaşmaları yaparak ekonomisini güçlendirmiştir. Bu savaş sonrası Çinle ticaret içinde anlaşmaya razı olmuş ve anlaşmanın devamı içinde Çinli bir prensesle evlenmişti.

UYARI : Batur Tanrıkut M.Ö. 187 yılında başına Kaotinin bulunduğu Çin İmparatorluk ordusu ile yapılan Pa-i-Teng Seferinde on tümenden oluşan (yüzbin kişi) disiplinli ve düzenli ordusuyla otuz beş tümenden oluşan(üç yüz elli bin) Çin ordusunu mağlup etmiştir.

UYARI : Çin Seddi uzaydan Dünya yüzeyinde çıplak gözle görülebilen tek insan yapımı eserdir.Büyük Hun Devleti tarihte Türklerin kurduğu ve orta Asya sınırlarını aşarak büyük bir devlet haline geldiği ilk imparatorluktur.

Bu antlaşma doğuda ilk kez eşitliğe dayanan bir “Kardeşlik Antlaşması” idi.Batur Tanrıkut’un, Çin’le barış yaptıktan sonra, iç işleriyle uğraştı. Devlet teşkilatında düzeltmeler yaptı. Merkezin dışındaki bütün Hun ülkesini, sol ve sağ olmak üzere iki idare bölümüne ayırdı. Bunları da daha ufak kısımlara böldü. Askeri teşkilatta da yenilikler yaptı. Bu işleri yaptıktan sonra, batı ülkelerine ordular gönderdi ve büyük başarılar kazandı.

UYARI : Doğu Asya tarihinde iki büyük devlet arasında yapılan ilk milletlerarası anlaşma olan bu anlaşma sonunda Batur Tanrıkut’un, Çin hanedanından bir kadınla da evlenerek, dostluğunu pekiştirmiş ve bu sayede diğer taraflarda rahat hareket edebilme imkanını kazanmıştır.

5. yüzyıldan itibaren Çin kayıtlarında Hiung-nu ile ilgili bilgiler görülmemeye başlamıştır. Moğolistan’daki güney Sibirya’da Selenge Irmağı vadisinde yapılan kazılarda bazı Hiung-nu (Hiung-nu Hükümdarlarının) mezarları bulunmuştur. Hun hükümdarlarının mezarlarında ölü ile birlikte gömülmüş eşyaların arasında İran, Çin ve Yunan menşeili dokumaların bulunması Hiung-nu ile uzak memleketler arasında ticaretin olduğunu gösterir.

Batur Tanrıkut’un Han babasını darbe ile devirip başa geçtikten ve Çini vergiye bağladıktan sonra esir düştüğü ve Hiung-nu’ların baş rakibi olan, kendileri gibi göçebe bir yaşam sürdüren ve bugünkü Gansu bölgesinde yaşamış olan Yueshi(Yüeçi) halkı üzerine yürüdü. Bu halk çok kez Çinliler için para karşılığında savaşmışlardır. M.Ö. 176 yılında Hiung-nu’lar Motun (Batur Tanrıkut’un) emiri altındaki Yueshi’leri ve onların etrafında yaşayan diğer halkları mağlub etmiştir ve Motun bunu Çinlilerin Han-Hükümdarına şu şekilde bildirmiştir:

‘’Tengri’nin (Göktanrının) taht’a oturtduğu Hiung-nu’ların büyük Şan-yü’sü, Çin Hükümdarının herhangi bir sıkıntısı var mı, bilmek ister.. […] sonra Lö-lan, U-sun ve Ho-k’ut halklarını ve bunların etraflarında bulunan diğer 25 ülkeyi mağlub edip hepsini Hiung-nu yapmıştır. Böylece bütün yay gerip ok atan halklar birleşip büyük bir aile olmuştur.’’

Daha Mo-tun’dan çok önceleri, 318 andlaşması ile ilgili olup Hunlara karşı askerî gücünü takviyeye çalışan Chao (Şansi’de) krallığında Wuling (M.Ö. 325-298) zamanında başlayıp, daha sonra, kuzey Çin’de feodal hükümetlerin yerini alan büyük Ch’in devletinin imparatoru Shihhuangti zamanında hızla devam eden bu askerî ıslahat hareketleri, Han imparatoru Wuti’nin kumandanlarından Weits’ing ile Hun tarzında 140 bin kişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K’üping tarafından büyük başarıya ulaştırılmıştı. M.Ö. 127-117 yılları arasında Ordos’daki Hunlara karşı kazandıkları zaferler Hun ağırlık merkezinin Gobi’den kuzeye, Orhun nehri bölgesine kaymasına sebep olmuştu.

UYARI : Batur Tanrıkut’un Döneminde devletin millî karakterinin korunmasına dikkat edildiğine dair bazı davranışlar göze çarpıyordu: Mesela Paiteng’de imparator idaresindeki Çin ordusunu kuşatan Batur Tanrıkut’un’nin, Çin içlerine dalarak bozkırdan uzaklaşmasına zevcesi ve herhalde devlet meclisi tarafından engel olunmuştu.

. Batur Tanrıkut’un sınırları içinde yasayan bütün konargöçer kavimleri bir bayrak altında toplamış ve M.Ö. 177’de Çin hükümdarına yazdığı mektupta “Eli ok ve yay tutan herkes Hun oldu” diyerek millet olma şuuruna güzel bir örnek vermiştir. Büyük Hun Hakanı Batur Tanrıkut’un’nin yönetim ve askerlik alanında yaptığı düzenlemeler, Türk devlet geleneğinde önemli bir başlangıçtır

Batur Tanrıkut’un Han döneminde Asya Hun Devleti sürekli fetihler ve Çin üzerine yapılan seferler sonucunda İmparatorluk haline gelmiştir.Batur Tanrıkut’un Han Çinliler ile yapılan savaşta Çin’i yenilgiye uğratmıştır.Bu mücadeleler sonunda Çin Hunlara vergi vermeyi kabul etmiştir.

UYARI : Batur Tanrıkut’un döneminde ilk defa Türk devlet teşkilatı geleneği oluşmuş ve devlet teşkilatlanması ve gerekli kurumlar oluşmaya başlanmıştır.Bu anlamda Batur Tanrıkut’un Han Osmanlı Devletinin ikinci padişahı Orhan Bey’e benzer.Batur Tanrıkut’un’nin oluşturduğu devlet teşkilat geleneği diğer Türk devletlerine örnek olmuştur. Fetihlerle ülke topraklarının genişleyince ikili yönetim anlayışı ilk defa Batur Tanrıkut’un döneminde ortaya konmuştur.

UYARI : Batur Tanrıkut’un tarihte ilk siyasi birlik kuran Türk hükümdarı olup Türkleri ilk defa tek çatı altında toplamıştır. Bu nedenle kurucu bir liderdir.

Batur Tanrıkut’un Tarihteki Önemi

a)Tarihte ilk defa Türk soyundan olan bütün toplulukları kendi yönetimi altında toplamıştır.

b)Tunguzların ısrarlı toprak istekleri karşısında “Toprak milletindir, onu kimse veremez.” diyerek, ilk defa vatan ve millet sevgisini ortaya koymuştur.

c) Çin’i mağlûp etmesine rağmen Türklerin Çin’e yerleşmesine karşı çıkmış; Çin’den yıllık vergi almakla yetinmiştir.

d) Pek çok devlet tarafından örnek alınan bir ordu sistemi (onlu) kurmuştur.

e) Batur Tanrıkut’un Hanın kurduğu Türk devlet ve ordu teşkilatı tüm devletlere örnek olmuştur.

f) Batur Tanrıkut’un, gerçekleştirdiği seferler sonucunda, Asya’da yaşayan Türk boylarını bir yönetim ve tek bir bayrak altında birleştirmeyi başardı. Ayrıca, Moğollar, tunguzlar, Tatarlar ve Çinlilerin büyük bir kısmı da Büyük Hun Devleti sınırları içinde yaşamaya başladılar.

g) Bir çok Türk devletine de örnek olacak ülkenin Doğu ve Batı diye ayrılması usulünü ve Kurultay geleneğini bırakmıştır

h) Kurultay meclisi kurulmuştur.(danışma meclisi)

i) Batur Tanrıkut’un orduda onlu sistemi kurmuştur.

j) İlk profesyonel disiplinli ve düzenli kara ordusu Batur Tanrıkut’un Han tarafından kurulmuştur

k) Ayrıca Batur Tanrıkut’un Han ıslık çalan okun mucididir

l) Hun İmparatorluğunun ülke topraklarının yüz ölçümü 18 milyon km²’yi bulmuştur.

Batur Tanrıkut’un Han, doğudaki Moğol-Tunguz kabileler birliği Tunguz’ların ısrarla toprak taleplerine savaş ile mukabele ederek onları perişan ettikten ve böylece hakimiyetini kuzey Peçli’ye kadar genişlettikten sonra güney-batıya döndü ve Orta Asya’daki, Hind-Avrupa kökenli oldukları sanılan Yüe-çi’leri yerlerinden oynattı.

UYARI : Çin Seddi‘nin 2200 km uzunluğunda olması bize Türk saldırılarının çok fazla olduğunu ve Çinlileri çok rahatsız ettiğini göstermektedir.

UYARI : Büyük Hun İmparatorluğu, M.Ö. 220 yılında Türkler tarafından kurulan ilk imparatorluktur. Ayrıca Türk devletleri içerisinde Çine boyun büktüren ve Çini ilk defa vergiye bağlayan Türk devletidir.

UYARI : Çinliler ile Türkler arasındaki mücadelenin temel konusu ipek yolunun egemenliğidir.

UYARI : Türkler Çin Seddi inşasından önce de zaman zaman Çin de hakimiyet kurarak Türk hanedanlar vasıtasıyla Çin’i yönetmişlerdir.Çin de hüküm süren Çu hanedanının Türk bir hanedan olduğu bu gün bilim adamlarınca kabul edilmektedir.

UYARI : Batur Tanrıkut’un zamanında ilk defa vatan ve millet bilinci doğmuştur.

Batur Tanrıkut’un’nin tunguzlarla savaşı :

Bu sırada Hunların doğu komşuları olan Moğol asıllı tunguzlar, Hun tahtında meydana gelen değişiklikten yararlanmak istediler. Batur Tanrıkut’un’den, önce atlarından ve hanımlarından birini, sonra da iki devlet arasında bulunan çorak bir toprak parçasını istediler. tunguzların amacı, Hunlara saldırabilmek için bir bahane yaratmaktı. tunguzların ilk iki isteğini kabul eden Batur Tanrıkut’un, bunların, kişisel malları olduğunu düşünmüş, bu sebeple iki devlet arasındaki ilişkilerin bozulmasına fırsat vermemiştir. Ancak, millete ait olan toprak parçasının istenmesine şiddetle karşı çıkmıştır. Batur Tanrıkut’un, bu davranışıyla Türkler arasında ilk defa, “Toprak, devletin temeli ve köküdür. Milletin malıdır” anlayışını getirmiş ve yerleştirmiş oluyordu. Batur Tanrıkut’un, tunguz elçisini geri gönderdikten sonra, savaş için hazırlıklara başladı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra tunguzlar üzerine yürüyerek onları yenilgiye uğrattı.

Batur Tanrıkut’un Çin’le (ya da Tunguzlarla) Mücadelesi

Hunların ülkücülüğünü Batur Tanrıkut’un Han’ın davranışları temsil ediyor. Zamanımıza kadar ulaşan iki rivayet, ülkü yolunda katlanılması gereken fedakârlıkları anlatması bakımından son derece önemlidir. Rivayetlerden biri, güçsüz ve hazırlıksız olduğu bir dönemde, Batur Tanrıkut’un Han’ın zaman kazanmak için en çok sevdiklerini gözden çıkarmasına dairdir.

Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Batur Tanrıkut’un Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri’nin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı.

Batur Tanrıkut’un Han’la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O’nun çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Batur Tanrıkut’un Han hemen Kurultay’ı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi.Ancak, Batur Tanrıkut’un Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

“- İstenilen bu at bana aittir. Kendime ait bir mal için milletimi savaşa sürükleyemem. Atım milletim için feda olsun!”

At, Çin’den gelen elçiye teslim edildi ve gönderildi.

Ancak, Batur Tanrıkut’un Han’ın bu hareketi düşmanın cür’etini arttırmıştı: Yeni bir elçi göndererek Batur Tanrıkut’un hizmetinde bulunan ve O’nun çok önem verdiği kadınlarından birini istediler.

Durum Kurultay’da görüşüldü ve kadının gönderilmemesi şeklinde bir karar oluştu. Son olarak Batur Tanrıkut’un Han söz aldı ve şunları söyledi:

“- Evet, bu kadın benim için çok değerlidir ama, milletim için feda etmekten çekinmeme doğru olmaz. Kendi menfaatim için savaşı göze almak milletin kaderiyle oynamaktır. Atım gibi onu da milletime feda ediyorum!”

Artık Çinliler iyice şımarmışlardı. Mutlaka bir savaş sebebi bulmak ve daha fazla güçlenmeden Hun Türklerini ortadan kaldırmak istiyorlardı.

Elçilerini tekrar gönderdiler ve bu defa, iki ülke arasında bulunan bir toprak parçasını istediler.

Batur Tanrıkut’un Han konuyu Kurultay’a getirdi. Durum görüşüldü ama bu defa farklı bir karar çıktı: Daha önce Batur Tanrıkut’un Han’a mahcup olan Kurultay üyeleri, “verimsiz bir toprak parçasını düşmana vermekten ne çıkar” görüşünü benimsediler.

Bunun üzerine Batur Tanrıkut’un Han ayağa kalktı ve şöyle haykırdı:

“- Ey gün görmüş ihtiyarlar! Şimdiye kadar düşman tarafından istenen şeyler nefsime aitti. Şimdi istedikleri toprak parçası ise milletimize aittir ve vatanımızın bir parçasıdır. “Toprak verilemez, çünkü devletindir!” Söyler misiniz, kimin malını kime veriyoruz? Artık savaş kaçınılmaz olmuştur. Herkes bunu böylece bilsin ve hazırlığını yapsın!”

Kurultay üyeleri Batur Tanrıkut’un Han’a bir defa daha mahcup olmuşlardı. Hemen hazırlıklara girişildi. Batur Tanrıkut’un Han, kısa zamanda toplanan ve savaşa hazır hale gelen ordusuna şöyle seslendi:

“- Vatanı için her an ölmeye hazır olan kahramanlarım! Artık düşmana verilecek bir şeyimiz kalmadı. Şimdi onlara oklarımızla, kargılarımızla ve kılıçlarımızla cevap vereceğiz. İl Beyleri, Boy Beyleri, askerlerim! Hedefiniz Çin ülkesidir; haydi, yürüyün!..”

Bu, Batur Tanrıkut’un kurduğu dünyanın ilk düzenli ordusunun ilk büyük seferiydi. Bu sefer, adına ve kumandanına yakışır bir şekilde zaferle sonuçlandı. Çok geçmeden Batur Tanrıkut’un daha önce Çin’e gönderdiği atı ve kadını da kurtarıldı.

BATUR TANRIKUT’UN ÇİN İMPARATORUNA MEKTUBU

Gök tarafından tahta çıkarılmış Büyük Hun İmparatoru, Çin İmparatorlarının iyi olup olmadıklarını sorar. Daha önce majesteleri benimle barış ve dostluk üzerinde görüşürlerdi. Yazdığımız mektupta, duyduklarınızı da bana bildirirdiniz. Böylece sizinle anlaşır ve mutlu olurdum.

Fakat sınırınızdaki memurlarınız benim Sağ Bilge Prensime hücum etmişler ve kötü davranmışlar. Sağ Bilge Prensim de, benim iznimi almadan, İ-Lu-Hu Nanchi ile diğer Hun komutanlarına, sınırdaki Çin su boylarına karşı dostça olmayan hareketler yapmak için taktik kullanmalarına izin vermiş. Böylece iki hakan, arasında anlaşmayı bozmuş ve aramızdaki kardeşçe ilişkileri kesmiştir. Siz majestelerinin, içlerinde şikâyet bulunan mektupları bana iki kere geldiler. Ben de bir elçi ile yazılı bir cevap verdim. Fakat elçim dönmediği gibi, herhangi bir Çin elçisi de bana gelmedi. Bundan dolayı Çin imparatoru bize dostça davranmadılar. Böylece, komşu devletimiz, bize bağlı kalmamış oluyordu. Antlaşmamız, yalnızca küçük memur ve subaylar yüzünden bozulmuştu. Bunun için Sağ Bilge Prensimi cezalandırdım. Yüeçileri arayıp, onlara taarruz etmesi için, batıya gönderdim.

Tanrı’nın lütuf ve inayeti ile, subay ve askerlerimin üstün yetenek ve erdemleri ile dayanıklı atlarımın üstün gücü ile Yüeçileri ezerek yendi.

Bundan sonra Lou-lan, Wusun, Hukai ile, bunlardan başka, onların yakınlarındaki yirmi altı devletin hepsi alındı ve düzene kavuşturuldu. Bunların hepsi artık Hun oldular. Yay çekebilen ve kullanabilen bütün kavimler, bir tek aile halinde birleştiler.

Kuzeydeki ülkeler benim güçlü iradem altında kesinlikle kuruldu ve düzenlendi.Ordumun silâhlarını artık çıkartıp rafa kaldırmak, subay ve askerlerimi dinlendirip atlarımı besiye almak istiyorum.

Ayrıca, eski hesap ve düşmanlıkları bir yana bırakmak, böylece eski antlaşmalarımızı yenilemek, sınırda yaşayan halkı huzur ve rahata kavuşturmak, başlangıçta ilişkilerimiz nasıl idiyse, yeniden kurmak istiyorum.

Küçükler, büyümeleri için gerekli çevreyi elde edecekler; yaşlılar ve büyükler ise, kendi yurtlarında sessiz ve rahat yaşayacaklardır. Nesillerden nesillere bütün Hunlar barış ve mutluluk içinde kalacaklardır.

Majestelerinin ne düşündükleri ve istedikleri hakkında bilgi elde edemedim.

Bunun için benim için saray vezirim Hsi-fu Ch’ien’i yazılı bir mektubu size sunması için gönderiyorum. Ayrıca size bir deve, iki binek atı, iki takım araba atı (sekiz attan oluşan) sunmak istiyorum.

Eğer majesteleri Hunların Çin savunma duvarlarına yaklaşmalarını istemiyorsa, subayları ile orada yaşayan halkın duvarlardan biraz uzakta oturmaları için emir buyursunlar.

Elçim size gelince lütfen onu alıkoymayıp gönderiniz. Elçim, altıncı ay ortasında Hsih-wang adlı yerde olacaktır.

Batur Tanrıkut’un Han M.Ö. 174te öldüğünde birçok kavimleri çatısı altında birleştiren büyük bir imparatorluk geriye bıraktı. Bu imparatorluk 18 milyon km kare büyüklüğe sahipti.• Ayrıca tarihte Eftalitler devleti diye bilinen Akhunlar ile Avrupa Hun Devleti hunların bölünmesinden sonra batıya kayan Kuzey Hunlarının bölünmesi sonucunda kurulan kollarıdır.

Ki-ok Dönemi ( M.Ö. 174-160)

Batur Tanrıkut’un Han’ın ölümünden sonra oğlu tanhu Kiok (Gökhan) (M.Ö.174-160). Hun imparatorluğunun bu büyüklüğünü muhafaza etmeğe çalıştı. Ayrıca Ki-ok halkından vergi toplamaya başlamıştır.Yurtlanndan oynattığı Yüeçi’lerin Afganistan’a giderek Baktria (Belh) bölgesinde vaktiyle îskender tarafından kurulmuç olan Grek hakimiyetine son verdikleri tarihte (M.Ö. 166), kalabalık ordusu ile Çin’e girerek başkent Ch’angan yakınındaki imparator sarayını yakan Kiok, bu seferdeki gayesine uygun olarak Çin ile iktisadî ilişkilerini dostane bir şekilde sürdürmek için, bir Çin prensesi ile evlendi. Şüphesiz Çin sarayı ile devam ettirilen akrabalık siyasî mahiyette bir davranıştan ibaretti. Fakat bu suretle ileride, Çin ile temas halindeki hemen bütün Türk devletleri bakımından kötü neticeler doğurmuştur. Hun merkezinde Çinli prensesin himayesinden faydalanan Çin diplomat ve vazifelileri Hun imparatorluğu topraklarında serbestçe gezip dolaşıyorlar, Türkler ve tabi kavimler arasında kötü propaganda yapıyorlar, devleti sinsice kuvvetten düşürmeğe çalışıyorlardı. Bundan başka, ticaret mah olarak memlekete sokulup Hun ileri gelenleri arasında revaç bulan Çin ipeği, lüks zevki yolu ile rehaveti arttırmakta idi.

Çang-Kien’in Raporu

Vu-tin’in ipek yolu üzerindeki memleket ve kavimleri öğrenmek ve onlarla Hunlar’a karşı işbirliği sağlamak maksadı ile batıya gönderdiği yüksek rütbeli asker olan Çang-kien’in, gizli vazifesini yaparken Hunlar tarafından yakalanıp 10 yıl gözaltında tutulmasına rağmen, buralarda geçirdiği uzunca müddet içinde (M.Ö. 139-127) edindiği bilgiyi, temaslarını ve tavsiyelerini ihtiva eden mühim raporu imparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin siyaseti için başlıca rehber vazifesini görmüştür. Bu arada Çinliler çok ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdir ki, o da ordularını Türk usulüne göre yetiştirmeleri ve Hun silahları ile techiz etmeleri idi. Daha Batur Tanrıkut’un Han zamanında Çin’de kumandan Mung-t’ien tarafından başlatılmış olan askerî ıslahat hareketleri imparator Vu-ti’nin kumandanlarından olup, Hun tarzında 140 bin kişilik bir süvari kuvveti çıkaran Ho K’ü-ping (öl. M.Ö. 115) tarafından büyük başarıya ulaştırılmıştı. Kuzeyde Hun akınları tutuluyor, İç Asya yönünde, ipek yolu üzerindeki memleketler zapt olunuyor, bilhassa süvari kumandanı Pan Ç’ao’nun gayretleri ile (M.S. 75’e doğru) Doğu Türkistan’a kadar sokulan Çinliler oralarda askerî garnizonlar kuruyorlardı.

Vezir Çong:

Çinli bir alim, filozoftu.Yaşamının bir bölümünü Çin’de geçirmiş fakat sonradan Hunların yanına göçmüş ve Hunlarla beraber yaşamaya başlamıştı. Bu adam zamanla Gökhan’ın gözüne girdi ve vezir oldu. Bir Çinli olmasına rağmen Hun milliyetçiliği yapıyordu. Hunların asıl gücünün savaşmakta olduğunu savunuyor, bugün hediyeler aldıkları Çin’in güçlendiğini söylüyordu. Ayrıca Hun savaşçılarının savaşması gerektiğini, eğer savaşmazlarsa devletin mahvolacağını Gökhan’a devamlı söylüyor ve daha önce asimile olup yıkılmış devletlerden örnekler veriyordu.

Çin ile Savaş:

Çin İmparatoru Wu-ti ve Gökhan devamlı mektuplaşırdı. Bu mektuplarda nezakete dikkat edilir ve hükümdarlar birbirine övgüler yağdırırdı. Çong’un tesiri altında kalan Gökhan Wu-ti’ye sert üsluplu bir mektup yolladı.Wu-ti de aynı şekilde aşağılayıcı bir mektup yolladı.Gökhan mektubunu aldığı zaman hiç beklemeden Çin’in kuzey kısımlarına saldırdı.Çin ordusu daha toparlanamadan Hun ordusu başkent Ch’ang-an’a 43 km yaklaşmış, oraya kadarki yerleri de zapt etmişlerdi.(M.Ö. 166).Gelişmeler sonucu barış isteyen Çin’in barış teklifi kabul edildi.Çin her sene darı, beyaz pirinç, kumaş ve farklı değişik eşyalar gönderecektir.Bir bakıma Batur Tanrıkut’un döneminde yapılan anlaşma yenilenmiştir. Gökhan Çin ile ilişkilerini yeniden dostane bir şekilde sürdürmek için bir Çin prensesi ile evlenir.

Kün-Cin (Çün-Çin) Dönemi (M.Ö. 160-126)

Çin bu dönemde çok güçlenmişti. En büyük amacı Hunları ortadan kaldırmak ipek yolun tek başına hakim olmaktı. Bu amaca ulaşmak ve Türk devletini içten yıkmak için, Türk prenslerini birbirine kışkırttı. Türk ülkesine ipek ve lüks eşyalar sokarak rahata ve lükse alıştırdı. Bunların sakıncaları başlangıçta pek fark edilmedi. Ancak zamanla devlet zayıflayarak ülkedeki iç huzursuzluklar arttı. Bu dönem de uzun süren iç savaşları devleti temelinden sarstı ve hatta bazı Hun beyleri Çin’e sığındı. Hunların ipek yolu üzerindeki hakimiyeti kayboldu. Kiok devrinde fazla hissedilmeyen bu menfî durumlar onun oğlu Künçin (Chünch’en) (M.Ö. 160-126) zamanında gerçek bir huzursuzluk kaynağı olarak kendini gösterdi. Keza Han sülalesine damad olan bu tanhu, babası ve dedesi ölçüsünde dirayetli ve asker ruhlu bir hükümdar olmadığı için Hun iktidarında sarsıntılar belirdi. Çinlilerin bu devirde (împarator Chingti: 157-141) sınır boylannda ufak çaptaki akınları durdurduğu görülüyordu. îlk defa imparator Wuti (M.Ö. 141-87) kalabalık ordular teşkil ederek Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedef tutan planlarını tatbike girişti. Propagandayı arttırdı. Gayelerinden biri de, Çin için büyük gelir kaynağı olan ipeğe batı bölgelerinde yeni pazarlar bulmak ve îç Asya îran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan meşhur “İpekyolu”nu emniyet altına almaktı. Dolayısiyle Orta ve Batı Asya’da yabancıların kudretini kırması lazımdı. Bilindiği gibi, aşağı yukarı M.S. 1. bin sonlarına kadar TürkÇin mücadelelerinin temel sebeplerinden biri, bu kervan yoluna hakimiyet meselesi olmuştur.

Wuti’nin îpekyolu üzerindeki memleket ve kavimleri öğrenmek ve Hunlara karşı onlarla işbirliği sağlamak maksadı ile batıya gönderdiği yüksek rütbeli bir asker olan Çangk’ien(Changch’ien)’in, gizli vazifesini yaparken Hunlar tarafından bir süre gözaltında tutulmasına rağmen, buralarda geçirdiği uzun müddet içinde (M.Ö. 138126) edindiği bilgiyi, temaslarını ve hükümete tavsiyelerini ihtiva eden mühim rapor imparatoru memnun etmiş ve sonraki Çin siyaseti için başlıca rehber vazifesini görmüştür. Bu arada Çinliler çok ehemmiyetli bir başarı daha elde etmişlerdi ki, o da ordularını Türk usülüne göre yetiştirmeleri ve Hun silahlan ile teçhiz etmeleri idi. Yapılan ıslahatlar sonucu Hun tarzında 140.000 kişilik bir ordu yetiştirilmişti.MÖ 127-117 arasında uğranan yenilgiler Hun ağırlığının Orhun Nehri tarafına kaymasına neden oldu. Çinliler’in bu devirde sınır boylarındaki ufak çaptaki akınları durdurduğu görülüyordu. İlk defa büyük imparatorlardan Vu-ti (M.Ö. 141-87) kalabalık ordular teşkil ederek, Hun hakimiyetinin yıkılmasını hedef tutan planlarını tatbike girişti. Propagandayı artırdı. Gayelerinden biri de Çin için muazzam gelir kaynağı olan ipeğe batı bölgelerinde de yeni pazarlar bulmak ve İç Asya-İran üzerinden Akdeniz kıyılarına ulaşan meşhur “ipek yolu”nu emniyet altına almaktı. Dolayısı ile orta ve batı Asya’da yabancıların kudretini kırması lazımdı. Bilindiği gibi, aşağı yukarı M.S.1. bin sonlarına kadar Türk-Çin mücadelelerinin temel sebeplerinden biri bu kervan yoluna hakimiyet meselesi olmuştur.

UYARI : Bu durumda Kurultayda fikirler serbestçe tartışılma olanağı bulmuştur. Ancak hükümdarın fikirleri Türk gelenekleriyle ve bağımsızlık düşüncesine aykırı olduğu için Kurultayda reddedilmiştir. Böylelikle hükümdarların her fikir ve kararının kurultayda kabul edilmediğini ve yetkilerinin sınırsız olmadığını gösterir.

Hunların Bölünmesi

Hunlar artık eskisi gibi değil idiler. Hunların Akınlar durmuş, imparatorluğun zengin kısımlarının yavaş yavaş düşman istilasına uğraması ile devlet geliri azalmaya başlamış, Batur Tanrıkut’un Han’ın ölümünden sonra Çinin baskıları ve Hunlar ile yapılan savaşlar sonunda giderek artan zaferler dolayısıyla İpek yolunun denetimi Çin’in eline geçti.O zamanlara kadar Çin’den vergi ve hediye olarak sağlanan mali destek kesilmişti. İç huzursuzluk, idarecilerle başbuğların arasını açmağa yönelen düşman propagandası ile gittikçe derinleşiyordu. Nihayet Çin, hanedan azasından bazılarını kendine çekmeye muvaffak oldu, bu da prensler arasındaki anlaşmazlığı şiddetlendirdi. Çinli prenseslerin hanedan üyeleri arasında ayrılıklar çıkarması ve Çin’in böl, parçala ve yönet politikası işe yaradı.Çin hükümdarına giderek onun egemenliğini tanıyan Ho-han-yeh diğer kardeşlerine karşı Çin’den destek buldu. İç huzursuzlukların artığı bir sırada Çin İmparatorunun teşvik ve yardımı ile Hohanyeh Tan-hu olarak başa geçti ancak kardeşi Çi-çi tarafından tanınmadı (M.Ö. 58). Ho-han-yeh ekonomik sıkıntıları gerekçe göstererek Çin himayesine girilme fikrini ortaya atınca kardeşi Çi-çi atalarına saygısızlık olarak kabul edip esaret altına girmeyi reddetmiş ve ona karşı gelerek onun hükümdarlığını tanımadı. Mesele Hun devlet meclisi ‘nde ağır münakaşalara yol açtı. Mesele tartışmaya açıldı ve kardeşi Chih-chi (Çiçi~Çiçik~Kiçik=Küçük) gibi bağımsızlık yanlısı olanlar; “böyle bir şey nasıl olur? Türk töresi cesareti bir üstünlük ve onur meselesi olarak görür. Başkalarına bağlanıp, onlara hizmet etmek bir aşağılıktır. At üzerinde savaşarak, bu devleti kuran atalarımız, çarpışarak ve ölerek ün kazandılar. İçimizde halâ vatan ve millet için ölmeyi göze alan yiğitler mevcut. Şimdi yurdumuzda, devletin idaresinde söz sahibi olmak isteyen büyük ve küçük kardeşler vuruşuyorlar. İçlerinden birisi galip gelecek. Ölenin ise şerefi ve şanı çocuklarıyla, torunlarına miras kalacak. Onlar yine devletlerinin başında dünyaya hükmedecekler. Çin imparatorluğu belki bugün bizden güçlüdür. Fakat bütün Türkleri kendisine bağlayıp, diz çöktüremez.Ta atalarımızdan gelen namı, gelenek ve görenekleri neden ayaklar altına aldıralım? Geçmişte ve günümüzdeki bazı hakanlara kızdığımızdan dolayı bütün dünyaya rezil mi olalım? Belki Çin’e sırtımızı dayayarak bir süre huzur bulabiliriz, ama bir daha yüzlerce halk üzerinde nasıl hakimiyet kuracağız”, dediler. Çi-çi’nin düşünceleri bağımsızlığın kaybedilmek istenmesi nedeniyle haklı bulundu. Ho-han-yeh’nin fikirleri Kurultayda gülünç ve utanç verici bulunmuştur.Tanhu’nun fikrinde direnmesi üzerine Çiçi ile aralarında çıkan savaşı kaybeden Ho-han-yeh güneye çekilmiş ve M.Ö. 46’da Hunlar bu fikir ayrılığı ve Türklerdeki veraset sistemine göre Doğu(Ho-han-yeh M.Ö. 46-M.Ö. 48) ve Batı(Çi-çi M.Ö.46-M.Ö 36) diye ikiye ayrılmıştır.Büyük Hun İmparatorluğu’nun Batı ve Doğu olmak üzere birinci bölünüşüdür bu. Çiçi yönetimindeki Batı Hiung-nu’nun kısa sürede dağıldığını ve çevre ülkelere göçtüğünü; Ho-Han-Ye idaresinde Doğu Hiung-nu’nun ise Çin yönetimi altında sürdüğünü görmekteyiz. Devlet birliğinin parçalanması ile Çin üzerindeki Hun tehdidi ortadan kalktığı için Doğu Asya tarihinde bir dönüm noktası olan bu yıllarda Hun prensleri arasında iyice alevlenen açık mücadele sonunda, rakiplerini mağlüp, bu arada tanhuluk merkezini de işgal ederek Hun imparatoru durumuna yükselen Çiçi karşısında Hohanyeh, kendine bağlı kütlelerle birlikte, desteğini sağladığı Çin’in kuzeybatı sınır bölgesine (Ordos, Pingçu) çekildi . M.Ö.48 de Ho-han-yeh Çin himayesine girdi. Ho-han-yeh’nin oğlu Hudur-şi-dagao (taht dönemi: M.S. 18 – 45/46) hükümdarlığı altında Hiung-nu devleti yeniden doğmuşdur. Hudur-şi-dagao Çinlerin Han-hanedanlığını desteklemiş ve onlara düşmanları olan diğer Çin hanedanlığı Vang’a karşı yardımcı olmuştur.

TÜRKLERE KARŞI ÇİN SİYASETİ

Çin bozkır göçebe hayatı yaşayan ve savaşçılıkları gelişmiş olan Türk Ordusu karşısında çaresiz kalıyordu. Hatta Türk Akınlarını durdurmak için Çin Seddi’ni yaptırmıştı. Buna rağmen Türkleri durduramamıştı. Bu durum karşısında çaresiz kalan Çin şu siyaseti takip etti:

1-Çin prenslerini Hun Hakanlarıyla evlendirerek, prensesin yanında Hun sarayına çok sayıda hizmetkar gönderdiler. Bu hizmetkarlar casusluk faaliyetinde bulunarak, Türkler hakkında bilgi topladılar.

2-Türk Beylerine hediyeler göndererek, onları kendilerine bağlamaya ve ekonomik olarak Çin’e bağımlı yaşamaya alıştırdılar.

3-Hediyeleri ve ekonomik yardımları birden keserek, Türkleri itaat Altına almaya çalıştılar.

4-Türk Beylerini birbirlerine karşı kışkırtarak, Türk devletinin parçalanmasını sağladılar.

Ho-han-yeh ve Doğu Hun Devleti

Doğu Hiung-nu ise, Ho-Han-ye yönetiminde Talas’ın doğusunda Büyük Hun İmparatorluğu’nun asıl mirasçıları olarak M.S 48 yılına kadar hüküm sürmüştür. Çin’in siyasi hareketleri sonucu, M.S. 48 yılında Doğu Hiung-nu bölünme sürecine girmişlerdir. Nihayetinde Güney ve Kuzey Hiung-nuolmak üzere ikiye ayrılmışlardır. Kuzey Hiung-nu tanhu Pi yönetiminde Moğol ve Siryas tepleri çevresinde 156 yılına kadar devam etmiştir. Güney Hiung-nu ise, Panhu yönetiminde Uygur havzasında ve Çin’e yakın bölgelerde 216 yılına kadar devam etmiştir. Ho-han-yeh’e bağlı Hunlar, Çi-çi’nin batıya doğru uzaklaşmasından sonra kendilerini toparladılar ve MÖ 43 yılında Çin ile bir anlaşma yaptılar. Toy’un (devlet meclisi) kararı ile başkentlerini Orkun bölgesine naklettiler, fakat MÖ 36′dan itibaren Çin egemenliğine girdiler. Bir süre Ho-han-yeh’in oğullarınca yönetildikten sonra yeniden toparlandılar ve kudretli bir devlet adamı olan “Yu” (Ho-to-dzsi-si) Tanhu çağında (MS 18-46) bağımsızlıklarını elde ettiler. Doğuda Mançurya’dan batıda Kaşgar’a değin uzanan geniş bölgeyi yeniden egemenlikleri altına aldılar. Fakat Yu’nun ölümüyle iç anlaşmazlıklar başladı; uzun süren kıtlık yılları Hunlar’ın durumunu daha da güçleştirdi. Yu’nun oğlu Tanhu P’u-nu’yu tanımayan “Pi” (P’u-nu’nun yeğenidir), küzeydeki Hun boyları arasında çekilerek MS 48′de kendini tanhu ilan etti. Bu olay Hunlar’ı artık bir daha birleşmemek üzere kesin olarak ikiye ayırdı: Küzey Hunları (Küzey Moğolistan’da = Dış Moğolistan) ve Güney Hunları (Güney Moğolistan’da=İçMoğolistan). Küzey ve Güney Hunları arasındaki en büyük fark, Güney Hunları’nın Çin tâbiiyetini sürdürmesi, Küzey Hunları’nın ise bağımsızlıklarını korumaları idi. Ayrıca Güney Sibirya ile Çungarya ötesine değin Batı ve İç Asya’daki bütün önemli kent devletleri de Küzey Hun Devleti’nin yönetimi altındaydı. Bundan ötürü Küzey Hun Devleti, Çin saldırılarının baş hedefiydi.Hun Kaganlığı’nın bölünmesi ile sonuçlanan iç çekişmeleri kurnazca istismar eden Çin, Hunlar’a bağlı olan doğudaki Mogol-Tunguz karışımı Wu-huanlar ile Sien-piler’i kışkırttı. Bunun sonucu olarak Hun Devleti doğuda denetimi yitirdi; batı bölgesinde de kışkırtmacı ve hilebaz Çin siyaseti ile karşılaştı. Küzey Hunları, MS 46-60 yılları arasında batıdaki ayaklanmalarla uğraşmak zorunda kaldılar. Fakat batıdaki halklar Çin’in sömürücü tutumundan ve Yarkent kralı Kien’in acımasız yönetiminden perişann düşmüşlerdi; ilerleyen Küzey Hunları’nı bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Batıda duruma yeniden egemen olan Hunlar, Çin’i tekrar baskı altına alıp sınır kasabalarında serbest ticarete mecbur ettiler (MS 61-65).Güney Hun Devleti hükümdarı II. HoHanŞa, Çin imparatorunun güvenini kazanmaya çalıştı. Vergisini düzenli olarak gönderdi. Oğlunu da Çin’e rehine olarak verdi. Buna rağmen Çin imparatorları, parçalama ve anlaşmazlıkları artırma siyasetini sürdürdüler. Hun Devleti’ni daima baskı alünda tuttular. Şanyulann bütün hareketlerini gözettiler.

Çiçi ve Batı Hun Devleti

Fakat bu Orta Asya Hun devleti çok sürmedi, Batı’ya Hun yürüyüşünü adım adım takip eden Çin ordularından başka, adları geçen Türk boyları da yeni devlete karşı idiler. Çiçi’nin Batı Türkistan yöresine çekilmiş ve yönetimden ayrılıp Talas’ın batısına egemen olunca Çine verdiği mücadele bir süre sonra başarısız olmuştur. Henüz yerleşmemiş, savaş gücü zayıf Hunlar aleyhine birleşmişler ve Çin’e destek olmuşlardı. Dört taraftan hücuma uğrayan Hun Devleti’nin, Çi-çi tarafından yeni inşa ettirilip, sur ile çevrilen başkenti, 70 bin kişilik hasım orduları tarafından kuşatıldı ve yıkıldı. Yenilgisinde Çin ile mücadelede eski Hun savaş taktiklerini bırakıp bir şehir kurarak burayı kale haline getirmesiyle bilikte savunma savaşı yapması ve emri altındaki askerlere çok sert davranması etkili olmuştur. Hohanyehe bağlı Doğu Hunları Toy’un (devlet meclisi) kararı ile başkentlerini Orkun bölgesine naklettiler, fakat MÖ 36′dan itibaren Çin egemenliğine girdiler. Çinliler Türk ve Moğolların istilâsından korktuğu için bu seddi yapmışlardır. Bu seddin yapılmasına rağmen Türk ve Moğolların akınlarıyla Çin ülkesi istilâ edilmiştir ve Çinliler yapılan saldırıları engelleyememişlerdir. M.Ö. 211 senesinde Hun Türkleri tarafından aşılan Çin Seddi, ikinci defâ 1644’teki Mançu istilâsında da aşılmıştır. Çin mîmârlığının en eski ve büyük eseridir. Ho-han-ye Çin himayesini kabul edip halkının bır kısmını Ordos’a gönderirken, tabiiyeti şerefsizlik sayan Çi-çi kendine bağlı kütlelerle birlikte memleketi terk ederek batıya doğru çekildi (M.Ö.54). Bir yandan Çin ile uğraşarak, bir yandan da yolu üzerinde Tarbagatay, Yedi-su havalisindeki Ogur (O-k’ut)’ların İrtiş kaynaklarındaki Tin-ling’lerin, Isık Göl yanındaki Vu-sun’ların mukavemetlerini kırarak geldiği Çu-Talas ırmakları düzlüğünde müstakil devlet kurdu. Çiçi devletini batıya doğru yaymayı uygun gördü. M.Ö.51 de harekete geçerek çok kısa sayılabilecek bir zaman içinde Aral gölüne kadar olan bütün batı bölgesini ele geçirdi. Devleti tekrar eski gücüne kavuşturmaya çalıştı. Çiçi devletin Kuzey Moğolistan’daki ağırlık merkezini de Çu-Talas nehirleri arasına kaydırdı ve orada yeni bir başkent kurdu.Böylece Türkistan sahasına Türk halkının iyice yerleşmesini sağladı. Çiçi ayrıca Fergana ve Baktria bölgesini de Batı Hun İmparatorluğu topraklarına kattı Fakat imparatorluk çok genişti ve hakimiyeti tekrar kurmak kolay değildi.Çi-çi nin her hareketini takip eden Çin Hun düşmanlarının desteği ile saldırdı.MÖ 36.Fakat bu Orta Asya Hun devleti çok sürmedi, Batı’ya Hun yürüyüşünü adım adım takip eden Çin ordularından başka, adları geçen Türk boyları da yeni devlete karşı idiler. Çinliler Güney Hun Devleti’nin bu durumundan yararlanarak onları küçük parçalara böldüler. Bunlara birer vali gönderdiler. Türk halkının birçoğunu Çin’e dağıtarak Çinlileştirme siyaseti güttüler. Güney Hun Devleti, Çin’in bir eyaleti haline geldi. Böylece Güney Hun Devleti M.S. 216 yılında kesin olarak ortadan kalktı Henüz yerleşmemiş, savaş gücü zayıf Hunlar aleyhine birleşmişler ve Çin’e destek olmuşlardı. Cihanda eşi görülmemiş bir müdafaa yapılmış, kanlı sokak muharebeleri cereyan etmiş Tan-hu’nun ikametgahında oda odasavaşılmış ve Çi-çi dahil, sarayda bulunan kadın-erkek 1518 kişinin hepsi, Başkentlerinin her köşe başında adım adım vuruşarak Türklük uğruna, devletleri uğruna hayatlarını feda etmişlerdi. Hun başkenti tahrip edildi.Hunlar kahramanca direndiler.Öyle ki Hun sarayının içinde dahi oda oda müthiş vuruşmalar oldu.Çi-çi nin ,oğlu ,eşleri ve saray mensuplarından oluşan 1500 kişi kanlarının son damlasına kadar esareti kabul etmeyerek savaşarak can verdiler. Bu nedenle Çi-çi Tanhu Türk Milliyetçiliğinin atası ve ilk temsilcisi kabul edilir.Çin elçisinn Çiçi ile ilgili düştüğü bir kayıt şöyledir: ” Boyun eğmeyeceğiz. Zira öteden beri Türkler kuvveti takdir eder, tabi olmayı hakir görürler. Savaşçı süvari hayatımız sayesinde adı yabancıları titreten bir millet olduk. Biz ölsek de, kahramanlığımızın şöhreti kalacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaktır.

M.S. 48de Kuzey Hunları Sienpilere yenilerek bağımsızlığını kaybederken Güney Hunları da zayıflayarak M.S. 216 da çin egemenliğine girmiştir. Güney Hunlarının yıkılması sonunda Çin siyasi egemenliği çerçevesinde Çin ülkesine tampon maksatlı birçok küçük Hun devleti kurulmuştur. Bu Hun devletleri Göktürk siyasi üstünlüğüne kadar sürmüştür. Bütün bu olanlar üzerine Çin, ünlü general Pan Ç’ao komutasındaki kalabalık ordularını Hunlar’ın üzerine yöneltti. 30 yıl süren savaşlardan sonra Kang-k’ü’ye değin (Kaşgar, Hami, Yarkent, Hotan dahil) sayısı 50′yi bulan zengin ve önemli kent, Çin egemenliğine geçti. Özellikle 73-74, 89-90-91 yılları harekatında ağır kayıplara uğrayan Hunlar İç Asya’daki egemenliklerini yitirdiler ve doğuda da Sien-piler’in saldırılarına uğradılar. İki cephede birden sürekli savaşmak zorunda kalan Küzey Hun Devleti, son tanhuların başarılı çarpışma ve savunmalarına rağmen güçten düştü.Egemenliğini Güney Sibirya ile Çungarya’ya değin genişleten Sien-pi hükümdarı Tan-shih-huai tarafından saf dışı edilen Küzey Hunları’nın toprakları düşman boylarınca istila edildi. Esasen siyasi iktidarın zayıflamağa yüz tuttuğu dönemde ülkeyi terk etmeğe başlayan Hunlar (Kuça dolaylarında kalan Yüebanlar dışında) kalabalık kütleler halinde batıya çekildiler. Bunlar, şimdiki Kazakistan bozkırlarındaki soydaşlarına (Çi-çi Hunları) katıldılar. ve bazı yetkileri kullanırdı.

UYARI : Çinlilerin böl, parçala, yönet politikası ilk defa Türk devletlerinden Hunlar üzerinde uygulanmış ve başarıya ulaşmıştır.

Doğu Hiung-nu Ho-Han-ye yönetiminde Talas’ın doğusunda Büyük Hun İmparatorluğu’nun asıl mirasçıları olarak M.S 48 yılına kadar hüküm sürmüştür. Çin’in siyasi hareketleri sonucu, M.S. 48 yılında Doğu Hiung-nu bölünme sürecine girmişlerdir. Doğunun Çin himayesine girmesiyle bu kol üzerinde Kuzey (Panu) ve Güney (Pi) olarak tekrar bölünmüştür.

UYARI : Doğu Hiung-nu’nun kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmasının sebebi; Panhu yönetimindeki Hiung-nu’ların Çin’in siyasi üstünlüğünü kabul etmesine rağmen, yeğeni Pi yönetimindeki Kuzey Hiung-nular’ın Çin üstünlüğünü kabul etmeyişidir.

UYARI : Çinliler Hun ülkesine yakın birçok irili ufaklı devlet kurulmasını sağlayıp Hunlarla arasında tampon bölge oluşturmuştur. Böylece Hun ülkesinde irili ufaklı bir çok devlet kurularak siyasi birlik yerini mücadeleye bırakacak ve birleşmeleri böylece önlenecekti.

UYARI : Kuzey Hunlarından bir grup, Çin egemenliğine girmektense göç etmeyi tercih ederek Avrupa’ya gittiler.

Yönetim

Hun devleti başında bulunan kişi ” tan-hu” ya da “şen-yu” olarak anılıyordu. Tanhu sözcüğü bir ünvan olarak ” sonsuz genişlik” anlamına gelmektedir. Hükümdarlık da kut anlayışı egemendi. Hükümdarlığın tanrıdan geçtiği görüşü vardı. Kanında kut olan herkes yönetime katılma hakkına sahiptir.

Ülke, töre hükümlerine göre yönetilirdi. Kağan töre hükümlerine uymak ve töreyi uygulamaktan sorumludur. Töreye uymamanın cezası ölümdür.

UYARI : Hükümdarın yetkilerini töre, kurultay(bazen aygucu(başbakan)),boy beyleri sınırlandırırdı.

Tanhunun görevi; ülkede dirliği sağlamak, adaleti gerçekleştirmek, orduya komuta etmek, meclisi yönetmek olarak sıralanabilir.

Hükümdarlık babadan oğla geçmektedir. Ülke oğullar arasında doğu, batı, merkez olarak miras bırakılmaktadır. Doğu, Güneş’in doğduğu yön olması dolayısıyla Türkler’de kutsal görülürdü ve ülkenin doğusunu yönetmek üstünlük belirtisiydi. Ülkenin batısını yöneten tanhu doğudaki tanhuya bağlı idi. Türk devleti hükümdarı eşine “ka-tun”(hatun) denirdi. Yönetimde söz sahibiydi. Hükümdar başkentte olmadığında meclise katılır, elçi kabul eder

UYARI : Bu durum kadının toplumdaki yerini göstermek ve demokratik bir yapının olduğunu gösterir.

Hun Devleti’nde üç meclis bulunuyordu.

1. Meclis: Dini nitelikte konular tartışılır. Yılın ilk aylarında toplanırdı.

2. Meclis: Haziran ayında toplanır ve devlet işleri görüşülürdü.

3. Meclis: Sonbaharda toplanılır ve askeri işler görüşülürdü.

Devamlı devleti yöneten ” seçkinler meclisi” vardı. Bu meclise ” ayukı” denilmekteydi. Meclise Hükümdar, katun, yabgu, ayguci (başbakan), boy beyleri, teginler ve bazı devlet adamları katılırdı. Toy ya da kurultaya katılma yetkisine sahip kişilere toygun denirdi.

Kurultayda önemli devlet işleri görüşülür ve karara bağlanırdı. Ama kurultayda son söz kağana ait olup danışma meclisi niteliğindedir.

Türklerde devlet hükümdar ailesinin ortak malı sayılırdı. Ve ülke hükümdarın sağlığında oğulları arasında paylaştırılırdı. Ayrıca her prensin(tekin) hükümdar olma hakkı vardı.

Asya Hun Devletinde Ordu

a. Hun ordusu ücretli değildi.

b. Hun ordusunda kadın-erkek asker sayılır, her an savaşa hazır bulunurdu. (ordu-millet anlayışı)

c. Hun ordusunun temeli atlı askerlere dayanırdı.

d. Ordu tümen sistemine göre teşkilatlanmıştır. (10.000 kişi)

e. Kullanılan araçlar: ok ve yaydı. Yakın dövüşte kılıç, kargı kullanılırdı.

f. Savaş stratejisi; keşif seferleri ve yıpratma savaşları olarak ikiye ayrılıyordu.

g. Sahte geri çekilme ve turan taktiği teknikleri kullanıldığı Çin kayıtlarından öğrenilmektedir.

Çin Feodalitesine karşı Türkler tam merkeziyetçi idiler.Çin tarıma dayanıp ,köylü kitlelerden oluşurken ,Türkler daima savaşa hazır birbirlerine kan bağı ile bağlı ‘’boy’’lardan oluşuyorlardı.Türk ordusu ise kesin emre itaat duygusunu benimsemiş 10’lu sisteme göre fevkalade örgütlenmişti. Batur Tanrıkut’un Han Türk siyasal birliğini sağlayan ilk hükümdardır.Bölgesinde askeri disiplini ve savaş taktikleri ile korku saldı ve Çin İmparatorluğunu ve çevre kavimlerle yaptığı savaşları kazandı. Ordusu savaş zamanında toplanan sivillerden oluşmuyordu. Hun ordusunda kadın-erkek asker sayılır, her an savaşa hazır bulunurdu. (ordu-millet anlayışı).

Ayrıca ordu ücretli olmayıp temeli atlı askerlerdi. Onun sürekli, eğitimli ve savaşa hazır halde bulunan profesyonel askerleri vardı. Hakim oldukları bölgelerdeki tahıl ve yiyecek kaynakları ile ordusunu ayakta tutabiliyordu. Savaş stratejisi; keşif seferleri ve yıpratma savaşları olarak ikiye ayrılıyordu.

UYARI : Bu nedenle Batur Tanrıkut’un’nin tahta çıkış tarihi olan M.Ö.209 Türk Kara Kuvvetlerinin Kuruluş Tarihi olarak her yıl kutlanmaktadır.

UYARI : Çinlilerle sürekli mücadele eden Batur Tanrıkut’un’nin asıl amacı Çini etkisiz hale getirmekti. Çine sürekli akınlar düzenleyerek baskı altında tutmuş ve Çini vergiye bağlamıştır. Batur Tanrıkut’un , Çin ülkesini fethetmeye gücü yeterken Çini işgal edip bu ülkeye yerleşmeyi Türk halkı için uygun bulmamıştır. Zira kalabalık Çin nüfusu içerisinde Türklerin asimile olmasından çekindiği için Çinliler ile anlaşma yapmış ve onlarla dost kalmayı tercih etmiştir.Batur Tanrıkut’un çin gibi kalabalık nüfusa sahip bir ülkenin dışarıdan yönetilemeyeceğini bildiği için bu şekilde bir politika takip etmeyi uygun bulmuştur.

Boy teşkilatından devlet teşkilatına geçiş sağlayabilen ilk teşkilatlı Türk devleti Hun Devleti’dir.

Batur Tanrıkut Türk ordusunu onlu sisteme göre teşkilatlandırmıştır. İlk Türk devletlerinin askeri ve idari teşkilatlanması Batur Tanrıkut’un Han tarafından yapılmıştır.Onlu sisteme göre askeri kıtalar 10, 100, 1000, 10.000 gibi onlu sisteme göre teşkilatlanmış ve her sistemin başında yetkisi artan oranda rütbeler olup ordu komutanına bağlılardı.

Çinliler atla çekilen savaş arabaları kullanıyorlardı, ama süvârî orduları yoktu. Türk atlıları çok sür’atli hareket kabiliyetine sahip oldukları için Çin birliklerini istedikleri yerde çeviriyorlar, düşman olunca da çabucak çekiliyorlardı. Onlara ummadıkları anda birdenbire hücum ediyorlardı. Çinliler bu yüzden ordularını Hunlar gibi donatmak zorunda kaldılar; askerlerini Hunlar gibi giydirdiler. Ama ne Çin Duvarı, ne Çin orduları, Hunlar’ın Çin içlerine kadar girmelerini engelleyebildi.

Batur Tanrıkut’un’nin devamlı olarak kısa süre içinde harekete geçmeye hazır büyük bir ordusu, devletin ve ordunun sorumluluğunu farklı rütbelere sahip farklı kişiler arasında paylaştırılmış bir düzeni olmuştur. Bu düzen özellikle Batur Tanrıkut’un’nin oğlu Ki-ok döneminde (Laoşang Tanhu, M.Ö. 174 – M.Ö. 161) geliştirilmiştir.

Hunlar ile Çinliler arasında yapılan savaşların sebebi İpek yoluna egemen olma mücadelesidir. İpek yolunu ele geçiren hunlar giderek güçlü bir devlet haline geldiler.

Hunlar gibi diğer Türk devletleri de bu yola egemen olabilmek için Çinle savaşmıştır.Ve çinliler bu yolu Türklerden almak için türlü entrikalara başvurmuşladır.

Hunlarda askeri taktiklerden en önemlisi Turan taktiği (Kurt Kapanı veya sahte çekiliş)dir.Batur Tanrıkut’un Han ile çin arasında yapılan Baideng Muharebesi göçebeler tarafından tarih boyunca kullanılacak olan sahte geri çekilme taktiğinin ilk örneğidir.

Oğuz Kağan Destanı Asya Hunlarına ait milli destandır.Destan kahramanı olan Oğuz Kağan’ın Batur Tanrıkut’un Han olduğu kabul edilmektedir.

Batur Tanrıkut’un Han Tunguzlar ile Yüeçileri itaat altına alarak Türk boylarını tek çatı altında toplamıştır. Batur Tanrıkut devrinde devletin sınırları oldukça genişleyerek Sibirya, Japon Denizi, Çin Denizi ve Hazar Denizi arasında kalan tüm topraklarda güçlü bir imparatorluk haline gelmiştir. Batur Tanrıkut’un Han devletini imparatorluk haline getirerek Orta Asya ve Çin’e egemen olmuştur.

UYARI : Çin tarih kaynaklarında aktarıldığı üzere çavuş okunun mucidi Batur Tanrıkut’un Han’dır. M.Ö. 209’da kendi ordusunu eğitmeye başlayan Batur Tanrıkut’un Han ıslıklı bir ok yapıp bu oku nereye atarsa askerlerinin de kendisini takip etmesini istemiştir. Öldürme amaçlı olmayan çavuş oku çıkardığı sesle askerlere nereye yüklenileceğini göstermek ve düşmanın moralini bozmak amacıyla kullanılır. Okun temreni üzerinde delikler açılmıştır ve ok fırlatıldığında delikten hızla geçen hava tiz bir ses çıkarır. Bu nedenle çavuş okuna ıslık çalan ok, ıslıklı ok veya vızlayan ok denmiştir.

Asya Hun Devleti Ekonomisi

Asya Hun Devletinin ekonomisiyle ilgili elde fazla bilgi olmamakla birlikte, Kuzey Hun Bölgesinin Güney Hun Devletine göre çok daha güçlü olduğu bilinmektedir. Güney Hun Devleti, ekonomide hemen hemen tümüyle Kuzeye bağlı bulunmaktaydı. Ekonomi ise göçebe toplumlardaki ekonomik temele dayanmaktaydı. Göçebe toplumların en büyük karakteri tek bir yerde barınılmaması mevsimsel değişikliklere göre yer değiştirmedir. Ekonominin hemen hemen tümüyle hayvancılık ve buna bağlı tarıma bağlı olduğu söylenebilir. Hayvancılık küçükbaş ve büyükbaş olmak üzere iki şekilde yapılmaktaydı. Hayvancılığın egemen olduğu yerlerde yetiştirilen tarım ürünlerinin Asya Hun Devletinde de egemen olduğunu tahmin etmek mümkün.

Asya Hun Devleti İklimi

Asya Hun Devletinin İklimsel özelliklerine bakıldığında karasal iklimin ağırlıkta olduğunu görebiliriz. Özellikle Güney Doğu Anadolu bölgemize benzer bir iklimsel yapının hakim olduğu söylenebilir. Göçebeliğin ana nedeni hayvanların belli mevsimlerde daha rahat beslenebileceği ovalara, meralara götürülmesi gereğidir. Dağlık bölgeler ve ovaların farklı mevsimlerde getirdiği avantaj ve dezavantajların en uygun şekilde kullanılmaya çalışıldığını söyleyebiliriz. Yerleşik bir hayatın olmadığı toplumlarda en yaygın görülen barınma usulü olan çadır kültürünün hakim olduğunu görmekteyiz.

Asya Hun Devletinin Kültürü

Asya Hun Devletinde Göçebe kültürü (nomadic culture) egemendir. Göçebe Kültüründe topluluklar çöllük ya da kış koşullarının ağır olduğu bir yerden diğerine sürekli göç ederler. 3 farklı türde göçebelik kültürü hakimdir. Avcı temelli göçebelik, çiftçilik ve karma. Avcı temelli göçebelikte yaşam ve hayvanların yetiştirilmesinde gerekli bitkiler ve yiyecekler direk doğadan elde edilir. Örneğin, koyunların otlatılması sırasında dolaysız olarak doğal kaynaklar (çimenlik meralar, dağ etekleri vs) kullanılır. Göçebelikte at en önemli unsurlardandır. At hem göç esnasında taşıma hem de avlanma vs amaçlı kullanılmaktadır. O zamanki koşullarda en önemli savaş araçlarının başında gelir. İkinci türde göçebe toplumlarında çiftçilik hakimdir. Yani doğadan direk temin etme yerine hayvanların ve alienin yiyecekleri ekilerek üretilerek temin edilir. Kuzey ve Güney Hun Devleti arasında karşılaştırma yapıldığında Güneyin Kuzeye bağlılığından yola çıkarak Kuzeyin daha gelişmiş göçebe kültürünü taşıdığını söylemek mümkün olabilir. Çiftçilik kültürüne sahip toplumlar göç sırasında ürünleri de taşıma durumundadırlar. Üçüncü türde ise daha gelişmiş bir kültür hakim olup bugünkü yerleşik hayata geçiş sürecini barındırır.

Hunların yıkılma sebepleri ;

1.Çin ile yapılan savaşlardan yenilgilerin artması dolayısıyla siyasi üstünlüğün kaybedilmesi dolayısıyla İpek yolunun Çinin denetimine geçmesi ve Çinden gelen vergilerin de gelmemesi sonucunda Hun ekonomisinin bozulması.

2.Kıtlık, aşırı kuraklık ve hayvan hastalıkları sonucu baş gösteren ekonomik sıkıntılar.

3.Çinli prenseslerin casusluk faaliyetleri ile birlikte hanedan üyelerini birbirine düşürerek Hun ülkesinin prensler arasında bölünmesi.

4.Çinin böl, parçala, yönet politikası sonucu hun beylerini birbirine düşürerek veraset sitemine göre ayrılan bölümlerinin tekrar bölünerek küçük devletlere ayrılması ve bunun sonucunda Çin egemenliğine girilmesi.

5.Batur Tanrıkut’un’den sonra gelen oğullarının ülkeyi iyi yönetememeleri ve Hun prensleri arasındaki görüş ayrılıkları.Çinli prenseslerin beraberinde getirdiği elçi ve görevlilerin ajanlık yapmaları ve Hunlara bağlı kavimler arasında propaganda yaparak isyanlar çıkarmaları

Hunlara ait kurganlar :

* Pazırık Kurganı :

* Noin Ula Kurganı

* Esik Kurganı

Hunların Özellikleri;

1.İpek yoluna egemen olan ilk Türk devletidir.

2.Bozkır kökenli ve bünyesinde bir çok kavmi barındıran ilk Türk federasyonudur.

3.Göçebe yaşam tarzına sahip olup Ötüken bölgesinde hakim olmuşlardır.Başlıca geçim kaynakları hayvancılık olup savaş ganimetleri de önemlidir.

4.Haklarında bilgilerin çoğu Çin kaynaklarında rastlanır.

5.Başkentleri ulan baturun kuzeyindeki Noin-Ula Kurganı civarıdır.

6.Türklerin Göktürklerin kurulmasına kadar Çin esaretine ilk girişi bu dönemdedir.

7. Türk kültür uygarlığının ve devlet teşkilatının temelleri ilk defa bu dönemde şekillenmiş ve yayılmıştır.

8.Türklerin tek çatı altında toplandığı ilk siyasal birliğin kurulduğu ilk dönemdir.

9. Batur Tanrıkut’un Hanın kurduğu devlet ve ordu teşkilatı, onlu sitem, ikili yönetim anlayışı, kurultay gibi teşkilatlanmalar diğer Türk devletlerine örnek olmuştur.

Hun Kağanları (Şenyuları)

Yabgu Tou-Man – Karahan (Teoman Tovuman) (?-M.Ö. 209)

Batur Tanrıkut’un Bagatır (M.Ö. 209 – Ö. 174)

Lao – Şang (M.Ö. 174 – 161)

Çun – Çen Yabgu (Kün) (161 – 126)

İ-Çin-Hsien (İçihise) Yabgu (M.Ö.126 -114)

Wu-Weri (Uvey) Yabgu (M.Ö. 114 – 105)

Wu-Şih-Lu-Erh (U-Su-Liu-Usilu) Yabgu (M.Ö. 105 – 102)

Çü-Li-Hu (Hiü-Li-Hu-Güylihu) Yabgu (M.Ö. 102 – 101)

Çü-Ti-Hu (Tsie-Ti-Heu-Tsüydiheu) Yabgu (M.Ö. 101 – 96)

Hu-Lu-Ku-(Hu-Lo-Ku = Hulugu) Yabgu (M.Ö. 96 – 85)

Khuandi Yabgu (M.Ö. 85 – 68)

Khuyluy Yabgu (M.Ö. 68 – 60)

Uven-Güydi Yabgu (M.Ö. 60 – 58)

Khukhasie Yabgu (M.Ö. 58 – 56)

Batur Tanrıkut’un Han tarafından Çin hükümetine önderilen M.Ö. 177 tarihli mektuptan anlaşıldığına göre Türk devletine bağlı kavimlerin sayısı 26 idi ve bunların hepsi, Tan-hu’nun ifadesi ile “yay geren halk” yani “Hun”olmuşlardı.

Hunların Türk ve Dünya Tarihine katkıları

* Ordu örgütlenmesinde 10′luk sistem Batur Tanrıkut’un döneminde oluşturulmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Batı uygarlıkları bu sistemi Türkler’den almıştır.

* Hun akınlarına karşı tarihi Çin seddi yapılmıştır.

* Kavimler Göçünün başlamasında Hun devletinin yıkılışı ilk etkendir.

* Diğer Türk devletlerine intikal eden olumsuz miras ise parçalanma ve iktidar için mücadele eden Türk boyları genetiğidir.

*İkili yönetim teşkilatı ve Kurultay geleneği

Pazırık Kurganı : M.Ö.IV. ve III. Yüzyıllarda yaşamış Hun büyüklerine ait mezarların bulunduğu ve Hun sanatından bazı örnekleri zamanımıza ulaştıran kutlu vadi. Pazırık vadisinde bulunan kurganlar (Hun büyüklerine ait mezarlar), M.Ö. IV. ve III. yüzyıllara aittir ve Hun sanatını yansıtan örneklerle, adetlerini gösteren belgelerle doludur.Bu kurgandan çıkarılan Pazırık halısı dünyanın ilk düğümlü halısı olup 1metrekaresinde 1,000.000 düğüm vardır. Bu vadiden başka diğer yerlerde bulunan kurganların sayısı kırktan fazladır. Ne yazık ki bunların çoğu soyulmuş bulunuyor. Çünkü eski Türkler öteki dünyada hayatın devam ettiğine inanır ve ölen kişi sonraki hayatında faydalansın diye elbisesi, gerekli eşyaları, silahları, binek atı, at koşumları, kadın hizmetkarları ile birlikte gömülürdü.Ölü, mumyalanırdı. Kurganlar buzlar altında kaldığı için bozulmadan çıkarılan cesetler de vardı. Ahşap ve deri eşya çoktur. Madenî eşyaların hemen hemen hepsi bronzdandır. Altın eşyalar da bulunmuştur. Aralıklı olarak devam eden kazılarda çıkarılan kurganlar, daha çok üzerlerine taş yığılarak yapılmış tepeler ya da höyükler halindedir. Asıl mezar bu tepenin altında, büyük bir odanın içindedir. Hunların, Gök-Türk yazısının başlangıcı sayabileceğimiz kendilerine özgü bir yazıları olduğu anlaşılıyor. Fakat bu yazı ile yazılmış uzun metinler henüz ele geçmedi. Sözlü edebiyat (destanlar) daha sonraki devirlerde ve daha sonraki Türk yazısı ve diliyle anlatılmıştır. Hun İmparatoru Batur Tanrıkut’un’nin, M.Ö. II. yüzyılda Çin hakanına mektuplar yazdığı, Çin kayıtlarında belirtiliyor. Yine Çin kaynaklarında M.Ö. 119 yılında, Türkçe’den tercüme edilmiş bir sagu (ağıt) yahut türkü dörtlüğü vardır ki, bu Altın Elbiseli Adam’ın mezarından çıkan iki satırlık yazıdan sonra, Türk edebiyatının en eski örneği sayılabilir. Hun Türkleri bu saguyu, Çinlilerle yaptıkları savaşta toprak kaybettikleri zaman ağlayarak söylüyorlarmış. Hun Türklerinin Çin yenilgisinden sonra nasıl büyük bir üzüntü duyduklarını da gösterdiği için o sagu’nun Çince’ye tercüme edilmiş parçasını buraya alıyoruz. Şüphesiz bu, Hun ozanlarının kopuzla çaldıkları uzun bir ağıtın sadece dört mısraı idi. Türkler savaş sonrasında ve yoğ törenlerinde bunu söyleyerek ağlıyorlardı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s